Keşkek Buğdayı Kaç Dakikada Pişer? Bir Kadın, Bir Yudum Umut ve Bir Tencere Keşkek
Keşkek. O kadar basit bir yemek gibi gözükse de, içinde bir sürü duygu barındıran, ne zaman yapılsa insanın içinde bir nostalji bırakan bir lezzet. Kayseri’de büyümüş biri olarak, bu yemeği yalnızca “pişirme süresi” olarak düşünmek zor. Keşkek, pişerken sadece buğdayların yumuşaması değil, aynı zamanda insanın kalbinin de yavaşça çözülmesi gibidir. Zamanla, bu yemek biraz daha derinleşir, biraz daha fazla anlam taşır. Belki de bu yüzden hep merak etmişimdir: Keşkek buğdayı tam olarak kaç dakikada pişer? Bu soru, ilk bakışta basit gibi görünebilir, ama bazen sorular, içimizi kavuran duyguların sadece birer yansımasıdır.
Bir Kadın ve Keşkek: Duyguların Dondurulmuş Hali
Bir kış akşamı, annem taze taze tencereyi ocağa yerleştirip, keşkeği pişirmeye başladığında ben de mutfakta yerimi aldım. O gün, her şey normaldi. Tıpkı her zaman olduğu gibi. Ama içimde bir şey vardı, açıklayamıyordum. Bazen, insan hiçbir şeyin doğru olmadığını hisseder ama kelimelerle bunu anlatmak imkansızdır. Keşkek, hep annemin özel anlarında pişerdi; düğünlerde, bayramlarda, misafirlere. Ama o gün, her şey farklıydı.
Annem mutfağa girdiğinde, gözlerinde biraz belirsizlik vardı. Bir an bakışları duvarlardaki eski fotoğraflara takıldı. İçinde bulunduğumuz mutfak, hep bir şeylerin “yeni” ve “güzel” olduğu yerdi. Ancak o an, sanki geçmişin izlerini taşıyordu. “Keşkek buğdayını kaç dakika pişireceğiz?” diye sordum. O, biraz dağınık bir şekilde bana döndü. “Biraz sabır istiyor, oğlum. Yaklaşık 45 dakika,” dedi. Ama sesinde bir titreme vardı. Bir anda o kadar uzun bir süre gibi geldi ki. 45 dakika boyunca her şeyin düzeleceğini, her şeyin “olacağı”na dair bir umut vardı ama aynı zamanda bir belirsizlik de vardı. Annemin de, ben de tam olarak ne yapmamız gerektiğini bilmiyorduk.
Zaman Geçiyor: Hayal Kırıklığının Yavaş Sızması
İlk birkaç dakika her şey çok basitti. Keşkek buğdayları tencerede kaynamaya başladı, arada bir karıştırdık. Bir şeyin pişmeye başlaması gibi, kalbimde de bir şeylerin hızla pişmeye başladığını hissettim. O kadar hızlı geçti ki zaman, dışarıda karın başlamasını bile fark etmedim. Ama sonra, tencerenin kapağını kaldırıp baktığımda, bir şeyler eksikti. Keşkek buğdayları yavaşça pişiyordu, ama başka bir şey vardı. Annem de fark etti. Keşkek pişiyor ama bir eksiklik var. Sanki o eski tarifin içinde kaybolan bir parça vardı. Annem bir parça tuz ekledi, ardından tereyağı. Ama hâlâ bir eksiklik vardı. Kalbimdeki eksiklik gibi. Zamanı hızla geçirebilseydim, belki o eksik parça da yerine oturacaktı.
Zaman ilerledikçe, annem daha sessizleşti. Keşkek piştikçe, kelimeler de azalırdı. O eksiklik bir duyguydu. Kaybedilen bir şeyin varlığını hissetmek, ama onu geri getirememek gibi. Sonunda, annem elini tencereden çekip bana dönerek, “Belki de buğdaylar, biz ne kadar istesek de o kadar hızlı pişmiyor,” dedi. İçimi saran o boşluk, sonunda anlam kazandı. Keşkek buğdayı, her şey gibi, zamanla pişer. Hem de istediğimiz kadar hızlı değil.
Bir Tencere Keşkek ve Bir Yudum Umut
45 dakika sonunda, keşkeğimiz pişti. O an, kaybolan her şey yerine gelmiş gibi hissettim. Bir tencere keşkeğin içinde, hem geçmişin hem de geleceğin bir kısmı vardı. Annemin bakışlarında beliren huzur, bana da geçti. Keşkek buğdayı, bir yerlerde kaybolan bir parçayı geri getirmişti. Her şeyin ne kadar zaman aldığını, belki de ne kadar yavaş ilerlediğini fark ettim. Ama en güzel kısmı, kaybolan o şeyin, zamanla tekrar geri dönmesiydi.
Bu yazı, belki de en basit ve en derin sorunun cevabını aramak için yazıldı: Keşkek buğdayı kaç dakikada pişer? Sadece 45 dakika. Ama içindeki anlamı anlatmak, kelimelerle bile zor. Zamanla pişen bir yemek, zamanla iyileşen bir kalp gibidir. Ne kadar çabuk pişerse pişsin, her şeyin bir süresi vardır.
Keşkek buğdayı tam piştiğinde, bir parça huzur da karışıverir. İşte o zaman, eksik olan her şey yerine gelir.